14 Mart 2014 Cuma

                                    Dadaizm ve Marcel Duchamp


                      DADAİZM  

Dada, Dadaizm veya Dadacılık I. Dünya Savaşı yıllarında başlamış kültürel ve sanatsal bir akımdır. Dada Dünya Savaşının barbarlığına, sanat alanındaki ve gündelik hayattaki entelektüel katılığa ve erotizme bir protesto olmuştur. Mantıksızlık ve varolan sanatsal düzenlerin reddedilmesi Dada'nın ana karakteridir.
Jean Arp, Richard Hülsenbeck, Tristan Tzara, Jacques Magnifico, Marcel Janco ve Emmy Hennings’in aralarında bulunduğu bir grup genç sanatçı ve savaş karşıtı 1916 yılında Zürih’te Hugo Ball’in açtığı kafede toplandı. Dada bildirisi de burada açıklandı.
Dada isminin nereden geldiği konusunda kesin bilgi olmamakla beraber Fransızca ’da oyuncak tahta at anlamına gelen "Dada" bu kişilerin yarattığı edebi akımın ismi olarak seçildiği yönünde bir görüş vardır.
Bu akım, dünyanın, insanların yıkılışından umutsuzluğa düşmüş, hiçbir şeyin sağlam ve sürekli olduğuna inanmayan bir felsefi yapıdan etkilenir. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından gelen boğuntu ve dengesizliğin akımıdır. Dada’cı yazarlar, kamuoyunu şaşkınlığa düşürmek ve sarsmak istiyorlardı. Yapıtlarında alışılmış estetikçiliğe Karşı çıkıyor, burjuva değerlerinin tiksinçliğini,pisliğini,iğrençliğini,berbatlığını,rezaletliğini vurguluyorlardı.
Toplumda yerleşmiş anlam ve düzen kavramlarına karşı çıkarak dil ve biçimde yeni deneylere giriştiler. Çıkardıkları çok sayıda derginin içinde en önemlisi 1919-1924 arasında yayınlanan ve Andre Breton, Louis Aragon, Philippe Soupault, Paul Eluard ile Georges Ribemont-Dessaignes’in yazılarının yer aldığı "De Litterature" (dö Literatür)'dü. Dadacılık 1922 sonrasında etkinliğini yitirmeye başladı. Dadacılar gerçeküstücülüğe (sürrealizm) yöneldi.

                      MARCEL DUCHAMP

Marcel Duchamp 28 Tem-muz 1887 Blainville-Crevon ;  2 Ekim 1968 Neuilly-sur-Seine) Fransız/Amerikalı sanatçı. Asıl adı Henri-Robert-Marcel Duchamp'dır. Yirminci yüzyılda Avrupa ve Kuzey Amerika'nın en önemli sanatçılarından olmuş, II. Dünya Savaşı sonrası Amerika'da pop sanatı ve kavramsal sanat akımlarının temellerinin atılmasında etkili olmuştur. Duchamp'ın ilk eserleri post-izlenimci üslubunda olmuşsa da daha sonra en etkili Dada sanatçısı olmuştur. Académie Julian okulundan gelip etkisini günümüzün çağdaş sanatçılarına kadar sürdürmüştür. Siyasal görüş olarak bireyci anarşist olarak tanımlanabilir, I. Dünya Savaşı'na karşı çıkıp ABD'ye yerleşmiştir. Max Stirner'in görüşlerinden etkilenmiş, bu fikirleri kendi sanatsal ve bireysel gelişimi için birer dönüş noktası olarak kabul etmiştir.
1. Dünya Savaşı öncesinde birçok sanatçının eserini "retinal" yani sadece göze hitap eder bulmuş ve bunun yerine sanatı "yeniden zihnin hizmetine sunmak gerektiğini" söylemiştir. Doğal olarak Duchamp'ın tabu deviren tarzı, Dada hareketinin ilgisini çekmiştir.


                       BİYOGRAFİSİ  

1887 Rouen yakınlarında Blainville'de doğdu.
1897-1907 Rouen'deki Corneille Lycee'de felsefe, tarih, belagat, aritmetik, fen, İngilizce, Almanca, Latince ve Yunanca içeren ağır ve akademik bir eğitimden geçti. Bu yıllarda izlenimcilik (empresyonizm), simya (alkemi), gizemli bilimler (okültizm) ile ilgilendi. 1904'te Paris'i ziyaret etti.
1908 Courrier Français gazetesinde çalıştı.
1910 Fovizm ile ilgilendi. Francis Picabia ile tanıştı.
1911 Futurizm, Orfizm ve biçim ayrışması uygulamaları ile ilgilendi. "Symbolic Overtones" çalışmaları yaptı. Simya ikonografisi "Bahar" adlı resmini etkiledi. Albert Poisson'un "Simyacıların Teorileri ve Sembolleri" adlı kitabı ile içiçeydi. Kübistlerin "Section d'Or" grubu ile çalışmaya başladı.
1912 İki aylığına Münih'i ziyaret etti. "Merdivenden inen çıplak" adlı tablosu, Section d'Or sergisinden reddedildi. Temmuz ayında "Büyük cam"ın ilk eskizlerine başladı.
1913 St. Genevieve kütüphanesinde çalıştı. "Zaman ve Mekanı Ölçülendirme Sistemi"ni geliştirdi. "Şansın Yasaları" nı konu alan müzikal kompozisyonlar yazdı. New York'a gitti. Dev "Armory Show" sergisine "Merdivenden inen çıplak" ile katıldı. Resim skandal yarattı.
1914 İlk "Ready-Made"ini yarattı.
1915 Yeniden New York'a gitti. Francis Picabia ile buluştu. Arensberg ve Stieglitz'in katkılarıyla çağdaş sanat sergisini açtı. "Büyük Cam" üzerine çalışmaya devam etti. New York Dada hareketinin merkez katılımcısı oldu. Zürih Dada ile bağlantı kurdu.
1917 "Dada ve Anti-Sanat kuramları doğrultusunda, Anti-Sanat niteliği taşıyan çalışmalar yaptı. "Bottle Rock", "L.H.O.O.Q." gibi manifestolarından sonra, New York'taki bir sergiye "R. Mutt" takma adıyla "Çeşme" ismini verdiği porselen bir idrar kabıyla başvurdu ve reddedildi.
1918 New York Dada ile Zürih Dada'nın biraraya gelmesini sağladı.
1921 Saçını kuyruklu yıldız (komet) biçiminde kestirdi. Her türlü sanatsal rekabetten ve kendini kanıtlama çabasından çekildi. Satrançla uğraşmaya başladı.
1926 Man Ray ve Marc Allegret ile beraber "Anemik sinema"yı yaptı.
1934 "Kendi güveyleri tarafından çırılçıplak soyulan gelin" ya da "Büyük cam" adlı toplu çalışmayı yayımladı. New York ve Paris çağdaş sanat sergileri gibi bazı organizasyonlara yardım etmek dışında hiçbir sanatsal etkinlikte bulunmadı. 1920'lerden beri büründüğü içine kapanık tavrı daha da arttı.
1947 Paris'teki Sürrealizm sergisinin gerçekleşmesine büyük yardımı dokundu.
1967 Rouen müzesinde, kardeşleri yontucu Raymond Duchamp-Villon, ressam Gaston Duchamp ve ressam Suzanne Duchamp ile beraber retrospektif sergisi açtı.
1968 Neuilly'de öldü. Daha sonra hayatının son yıllarını ve daha önceki çalışmalarını özetleyen ikinci bir asamblaj açıklandı.

1 Ocak 2014 Çarşamba

                                          NEOKLASİK SANAT

                          


                      JACQUES - LOUİS DAVİD  

Neoklasik tarzı tasarımlarıyla tanınan sanat tarihinin en önemli ressamlarından biriydi. 1780'lerde, tarihsel resimleriyle Rokoko tarzından klasik bir tad ile kullandı.
Arkadaşı Maximilien de Robespierre ile Fransız Devrimi'nin aktif bir destekçesi olan David, Fransız Cumhuriyeti'nin aktif bir sanat diktatörüydü. Robespierre'in devrilmesi üzerine hapse giren David, Napolyon döneminde İmparatorluk tarzını kullanmış ve Venedik renklerine önem vermiştir. Oldukça fazla hayranı vardı ve Fransız sanatının 19. yüzyıldaki temsilcisi olmuştu. Le Sacre de Napoléon ve Sokrates'in Ölümü önemli eserlerindendir.

30 ağustos 1748 tarihinde Fransa da doğmuş, 29 aralık 1825 de Belçika da 77 yaşında ölmüştür.

Prix de Rome ödülünün sahibidir.

                      NAPOLÊON  
                                    


                     
SOKRATES'İN ÖLÜMÜ 
                                                             

18 Aralık 2013 Çarşamba

                                                         İslam Seramiği


  
  Günümüz seramik sanatının vazgeçilmez kaynaklarından birini teşkil eden İslam seramik sanatı, bugün kullanılmakta olan pek çok tekniğin ortaya çıkmasını sağlayan ortam ve koşullar oluşturmuştur.

Çeşitli politik, ideolojik ve kültürel sebeplerden dolayı hızlı gelişim sergileyen İslam sanatı, bünyesinde barındırdığı tüm dallara aynı takanı iletse de, Ortaçağ İslam seramik sanatının parlak gelişimi belki de istisnai ve özel bir durum temsil etmektedir. 
Son derece yaratıcı yaklaşımı, yüksek estetik anlayışı ve ileri düzeyde işçilik marifetleri sayesinde, İslam ustalarının ortaya koydukları eserler, dünya sanat tarihinin en güzel sayfalarını oluşturmaktadır.

Ortaçağ İslam seramikleri arasında akıtmalı-kazımalı ürünler, 9. yüzyıldan başlayan ve 14. yüzyıla kadar devam eden uzun soluklu üretim geleneğiyle seçilir.
Astar kazıma ve maden oksit boyama gibi sade uygulamalardan oluşan süslemeye rağmen, günümüze bol sayıda ve tarz çeşitliğinde ulaşan bu seramik kap kaçakların halk arasında büyük rağbet gördüğü anlaşılmaktadır.


Seramik tabağın sırlanmış halı

20 Kasım 2013 Çarşamba


                   Japon Resim Sanatı ve Katsushika Hokusai

                          


                      JAPON RESİM SANATI  

 

Edebi olarak bu sanatın ismi yüzen dünyanın resimleri anlamına gelmektedir. Ukiyo-e ahşap basım resimler ilk Edo devrinde
 (1600-1868) ortaya çıkmıştır.
 Japonya'da tahta blok baskısının ana sanatsal türüdür
.

 
Eğlence merkezi, tiyatro, tarihi efsane ve çeşitli doğa motiflerinin , resimleridir, ve o günlerden günümüze birçok hikayeyi resmektedirler. 

 Önemli kabuki aktörleri ve devrin ileri gelenleri resimlere konu olmuştur. Daha sonra doğa ve günlük yaşamda ressamların ana temaları haline gelmiştir. Bunların en güzel örneklerinden biri Hokusai'den Fuji dağının görünümüdür.

 Resimler ressamlar, basımcılar ve ahşap kalıpçıların ortak girişimleri sonucunda oluşturuluyor tabi ki devrin önde gelen artistlerinden ve yayıncılarından da destek görüyordu.


 Ukiyo-e ler daha çok kitapların içerisinde kullanılırdı, günümüzde kitaplardan bağımsız tek resim olarak da bulunmaktadırlar. Çıktıkları günden itibaren orta tabaka halk tarafından çabukça benimsenmiştir ve bir anda okuryazarlık seviyesinin üst düzeylere çıkmasına vesile olmuştur.
 Diğer bir taraftan geleneksel tiyatro kabuki için basılan posterler bir anda tiyatronun popülerliğini arttırmıştır. Ukiyo-e 19. yy.dan sonra batı sanatında önemli eserler veren Van Gogh, Monet, Degas ve Klimt gibi ressamlara da ilham kaynağı olmuştur. 18. yy. da yeni tekniklerin keşfedilmesiyle sanatçılar renkli eserler vermeye başlamıştır. Ukiyo-e sanatının bilinen en önemli isimleri ise Utamaro, Hokusai ,Hiroshige ve Sharaku dur.
 Kitagawa Utamaro (1753~1806) resimlerinde daha çok güncel yaşam içerisinde yer alan insan portreleri ile meşhurdur. Bunun yanında içerisinde birçok ukiyo-e canlandırma bulunan kitapları vardır.

                      KATSUSHİKA HOKUSAİ  

 Japonya'da Edo döneminde yaşamış Japon sanatçı, ressam, oymabaskı ustası, tahta oymacısı ve ukiyo-e ressamıdır. 
Edo doğumlu Hokusai'ın en bilinen eseri, 1820li yıllarda ürettiği, uluslararası üne sahip Kanagawa'nın Büyük Dalgaları'nın da dahil olduğu 36 Fuji Dağı Manzarası adlı ahşap baskı serisidir. Bu seri hem yerel seyahet hareketi hem de kişisel Fuji Dağı takıntısı ile yaratılmıştır. Hokusai'a önce Japonya'da ve sonrasında dünyada üne kavuşturan işte bu seri ve özellikle serinin Kanagawa'nın Büyük Dalgaları ve Bulutsuz Havada Fuji Dağı (ya da Kızıl Fuji) eserleridir.
*( Edo: günümüzdeki adı Tokyo 

 
 Ukiyo-e resim sanatı Japon kültürel kimliğine ait en önemli öğelerden biridir. Günümüzde halen birçok yeni sanatçı bu resimleri örnek alarak çalışmalarını sürdürmektedir. 





















                             
  Türk Japon Vakfı  
 
 http://www.tjv.org.tr/?_Args=Dynamic,66

22 Ekim 2013 Salı

                       Mezopotamya ve Anadolu uygarlıkları

                          


  Anadolu, iklimi, jeopolitik konumu tarım, hayvancılık ve ticarete elverişli oluşu, gôç yolları üzerinde bulunması nedeniyle ilk çağlar da önemli bir konuma sahip olmuştur. Çeşitli uygarlıkların kurulduğu bir bölgedir.
  Anadolu'da Tarih öncesinde de önemli yerleşim birimleri kurulmuştur . Antalya yakınlarında Karain, Bel dibi ve Belbaşı mağaraları, Antakya'da ise Mağaracık yontma taş devrine uzanan en eski yerleşme yerleridir. Cilalı taş devrinde ise Çatal höyük, Hacılar, Beyce sultan yerleşim merkezleridir.

                          ANADOLU UYGARLIKLARI  

-Ticaret ve göç yolları üzerinde olması
-Verimli topraklara sahip olması
-İklim koşulları
-Coğrafi konumu;
                                 gibi nedenlerle değişik kavimlerin istila ettikleri ve yerleştikleri bir bölge olmuştur. Yontma taş devri'ne ait Antalya Karain mağarası, Cilalı taş devri'ne ait Konya Çatalhöyük, Maden devri'ne ait Çanakkale Truva, Konya Karahöyük, Yozgat Alişar ve Çorum Alacahöyük önemli yerleşim merkezleridir.

Hititler:
  M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’ya gelerek Kızılırmak kıvrımı içinde çevresinde Kapadokya'da yerleşmişlerdir. Başkentleri Hattuşaş'tır (Boğazkôy).
  Çok tanrılı olup, temizlik tapınmanın tek şartı sayılmıştır . Kendilerine özgü iki tür yazı kullanmışlardır. Çivi yazısı ve hiyeroglif yazısı


Frigler:
  M .Ö 1200 yılında Boğazlar üzerinden Anadolu’ya girdiler. Hitit hakimiyetine son vererek Sakar­ya vadisine yerleştiler. Başkentleri Polatlı yakınlarında Gordion'dur.

En önemli tanrıçaları Kibele adı verilen tabiat tanrıçasıdır. Tanrıların ilkbaharda doğup sonbaharda öldüğüne inanılması doğa-din ilişkisi­ne bir örnek olarak gösterilebilir. 



Lidyalılar: 
Gediz ve Menderes ırmakları arasında yaşadılar. Frig hakimiyetinin sona ermesi ile bölgeye hakim oldular. Başkentleri Sard'dır. Mezopotam­ya'da Asurluların baş­kenti Ninova'ya kadar uzanan Kral yolu'nu yaptılar. Bu yol doğu-batı ticaretini geliştirdi. Bunun sonucunda da ticareti kolaylaştır­mak amacı ile ilk kez altın para kullanıldı. Fenike alfabesini kullanmışlardır. Lidyalılar dini inançlar ve sanat alanında Anadolu ve Yunan kültürünün etkisi altında kaldılar.  M.Ö. 547'de Persler tarafından yıkıldılar. 




Urartular: (M.Ö: IX-VI.yy.)
Doğu Anadolu'da Van gölü ve çevresinde yaşayan Urartuların başkentleri Tuşpa (Van) dır. Anadolu'da ilk defa federal bir devlet kurmuşlardır. Savaş tanrısı Haldi'ye inanılması askerliğin önemli olduğunu gösterir.
Çivi yazısını kullanmışlardır.
Asur ve Kimmer saldırıları Urartuların gü­cünü azalttı. M.Ö VI. yüzyılda İskit ve Med saldırıları sonucu Urartu hakimiyeti sona erdi.

İonlar:
Yunanistan'a gelen Dorların önünden kaçarak Ana­dolu'ya geçen Akalar tarafından kuruldular. M.Ö 1200 yılında Akalar, adalar üzerinden Batı Anadolu'ya göç ettiler. Büyük Menderes ile Küçük Menderes nehirleri arasında kalan kıyı bölgelerine yerleştiler. Bu bölgeye İyonya, burada yaşayanlara ionlar adı verilir.
Anadolu'da kurulan ilkçağ uygarlıkları içinde en gelişmiş ve ileri düzeydedirler. Çünkü;

1- İonlar, Ön Asya'dan gelen ticaret yollarının bitiş noktasındadırlar ve doğu batı arasında köprü vazifesi görürlerdi.
2- Diğer Anadolu uygarlıklarından etkilenmiş­lerdir.
3- Tarım ve ticaretle gelişmiş olduklarından bi­lim ve kültüre ônem vermişlerdir.
4- Şehir devletleri şeklinde yônetilmiş oldukları için serbest düşünce gelişmiştir. 


Tanrılarının insan biçiminde heykellerini yapmışlardır.İon Tanrıları da insanlara benzerdi. Tanrılarla insanlar arasındaki en önemli fark insanların ölümlü, tanrıların ise ölümsüz olmalarıydı. İnançlarına göre Tanrılar arasındaki her türlü ilişki ve iletişim aynen insanlar arasında olurdu. Tanrılar İnsanlara kızdıkları zaman onları cezalandırırdı.
Bir insanın Tanrılaşabilmesi için kusursuzluğa, mükemmelliğe ulaşması gerekirdi. Bu nedenle sportif yarışmalar büyük önem kazanmıştır, insanların Tanrılaşması için bir araç olarak görülmüştür.
M.Ö. 650-546 yıllarında önce Pers istilasına, daha sonra İskender ve Roma istilasına uğramışlardır. 


                        MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARI   


Mezopotamya Uygarlıkları
Mezopotamya, Güneydoğu Anadolu'dan Basra Kör­fezi'ne kadar uzanan Fırat ve Dicle ırmakları arasında kalan bölgenin ilkçağdaki adıdır. Bu bölge;
-göç yolları üzerinde olması
-topraklarının verimli olması
-ikliminin elverişli olması
-ırmaklarından sulamada yararlanılması
gibi nedenlerle tarihsel dönemlerin başından itibaren bir­çok uygarlıklara sahne olmuştur.

Özellikleri:
1. Düzlük bir bölge olmasından dolayı kolaylıkla istilalara uğramıştır.
2. Bölge taş bakımından fakir olduğundan günümüze az sayıda eser ulaşmıştır. 


Sümerler (M.Ö 4000 -2350)
-Dünyanın bilinen ilk uygarlığıdır.
-ilk şehir devleti (Site) görülür.
-ilk defa yazıyı kullanarak tarihsel çağları başlattılar. -Dört işlemi kullanmışlar, sayıları bulmuşlar ve çem­beri 360° ye bölmüşlerdir.
-ilk yazılı kanunlar Sümer kralı Urgakina tarafından yapılmıştır.
-Ay yılı takviminin temellerini atmışlardır.
-Çok tanrılı bir dinsel inanış vardır
-Krallar aynı zamanda rahiptir.
-Öldükten sora yaşam inancı yoktur. (Bu nedenle mezarlarına bir şey koymazlardı.) 


Akadlar (M.Ö 2350 -2150)
Dünyada ilk merkezi devleti ve ilk büyük imparatorlu­ğu kurmuşlardır. Bu imparatorluğun devamı için ilk defa sürekli orduya geçmişlerdir. 


Babilliler (M.Ö 1800 -539 -478)
Babil tableti
Hammurabi zamanında eski Sümer kanunlarını daha sert ve daha sistematik bir hale getirmişlerdir. Bütün gücü kendisinde toplayarak dünyada bilinen ilk mutlak monarşiyi kurmuştur. Ayrıca gücünü gökteki tanrılara değil, dünyevi bir kurum olan orduya dayandırması dar anlamda Laik devlet yönetimine kanıt sayılmıştır

Asurlular (M.Ö. 2000 -609)
Anadolu'da kara ticaret kolonileri kuran Asurlular Mezopotamya Uygarlığını, örneğin Sümer çivi yazısını Anadolu'ya öğretmişlerdir. Ön Asya'da atlı birlik kulla­nan ilk kavim Asurlular olmuştur Asurluların hukuk ku­ralları Sümerlerin aksine olup Babillilere benzer Olduk­ça sert yaptırımlı hukuk kuralları vardı.
Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan bôlgeye Mezopotamya adı verilir. Bu bôlgede Sümer, Akad, Babil ve Asur krallıkları kurulmuştur.
Sümerler, Orta Asya kôkenli kavimlerdir.



Mezopotamya’da Devlet Yönetimi: Tanrı adına inşa edilen bir tapınağın etrafındaki evlerin, bir sur ile çevrilmesinden siteler oluştu. Bir sitenin bir veya birkaç siteyi hakimiyeti altına almasıyla da şehir devleti mey­dana geldi. Devlet yônetiminde kraliçelerinde sôzü geçerdi. 

Din: Tüm Mezopotamya için kut­sal sayılan tanrıların yanında her şehrin kendisine ôzgü tanrıları da vardı. 


Yazı ve Edebiyat: Yazıyı ilk kullanan Sümerlerdir. Sümer çivi yazısında sesli harfler olmadığın­dan harf yazısı değildir. Sümer edebiyatı; ilahi, ef­sane ve destan türlerinde gelişti. En ônemli destanlar arasında Gılgamış, Yaradılış ve Tufan yer alır. Samiler, Sümer edebiyatının etkisi altında kalarak, Sümer edebiyatını benimsemiş ve kopya etmişlerdir.

Bilim ve Sanat: Sümerler, yıldızların insan yaşamı ile çok sıkı bir ilişkisi olduğuna inanıyorlar­dı. Bu nedenle yıldızların hareketlerini yakından in­celemeye başladılar. Bu sayede astronomi bilimi oldukça gelişti. Ziggurat adı verilen tapınaklar ay­nı zamanda bir rasathane durumunda idi. Burada bulunan rahipler dini gôrevlerinin yanı sıra gôk bili­mi ile de uğraşırlardı. Sümerler, yıldızları kümelere (burçlara) ayırdılar. Bir yılı 360 gün, bir ayı da 30 -gün olarak kabul ettiler. Alan, hacim, uzunluk ve ağırlık ôlçüleri, Sümerler tarafından bilinmekteydi. Babilliler, Güneş ve Ay saatini bulmuşlar, Ay ve Güneş tutulmalarını hesaplamışlardır.